11 Ağustos 2017 Cuma

Mirasta kadın neden farklıdır?

Başta cahiliye dönemindeki Araplarda olmak üzere Çin, Roma, Japon hukukunda kadın mirastan tamamen mahrum bırakılmıştı.
Kızın, babasının malında hiçbir hakkı yoktu. Miras doğrudan doğruya erkek evlada geçer, kız çocuklarına hiçbir şey verilmezdi. İşin acı tarafı şu ki, bu batıl adet hâlâ ülkemizin bazı bölgelerinde yaşamaktadır.
Erkek çocuklar mirasla servet ve varlık içinde yüzerken, aynı babanın çocuğu olan kızlar fakruzaruret içinde çırpınmaktadır.
Birçok hayati meselelerde olduğu gibi, bunda da köklü değişiklikler yapan ve yenilikler getiren dinimiz asırlar boyu devam eden bu zulme son verdi. Mirası hakça taksim etti.
Nisa Sûresinin 11. ayeti tamamen miras taksimini anlatır. Baş kısmında ise, "Allah çocuklarınız hakkında erkeğe iki kadının hissesi kadar tavsiye eder." buyurulur.
Böylece açık bir şekilde bu yanlış tashih edilmiş oldu. Ancak bu meseledeki İslamın inkılabını tam anlayamayan bazı kişiler, kadına erkeğin yarısı kadar pay verilmesini dillerine dolayıp bununla İslamın kadının hakkını korumadığı yorumuna saplanırlar.
Halbuki mesele hiç de öyle değildir. Mevzuya erkeğin ve kadının sosyal yapısı, ailedeki mesuliyeti, mükellefiyeti ve psikolojik faktörleri açısından bakılsa Kur'an'ın bu hükmünün tam bir adalet ve hakkaniyet üzere olduğu görülecektir.
İslamın çizdiği hayat prensibine göre, kızın çalışıp kazanma mecburiyeti yoktur. O tüketici durumundadır. Bu, ona layık görülen bir şefkat ve merhametin neticesidir. Kız, baba evinde bulunduğu müddetçe, ihtiyaçları babası ve onun yerindeki yakın erkek akrabaları tarafından karşılanır, gözetilir, himaye edilir. Evlendikten sonra da geçimi, nafakası ve ihtiyaçları kocasının üzerine geçer. Kadın, kendi malını, evin ihtiyaçları için harcamaya zorlanamaz.
Çünkü bir erkeğin özel mülkü olacağı gibi, kadının da pekala özel mülk edinme hakkı vardır. Ancak kadın gönül rızası ile bir zorlama olmadan, isterse, ortaklaşa harcamada bulunabilir. Buna göre, kadının hiçbir şeyi yokmuş gibi bakılır; yeme, içme, giyim kuşam ve benzeri bütün ihtiyaçlarını görmek kocasının sorumluluğu altındadır. Hatta erkek evine bakmaktan vazgeçer, yahut cimri davranarak servetine göre bir harcamada bulunmazsa, kadının kocasını şikayet etme hakkı vardır. Gider, İslam hukuku çerçevesinde hakkını arar.
Diğer taraftan kadın evlenirken erkekten mehir alır, bölgenin adetine göre pek çok hediyeye sahip olur. Erkek devamlı surette harcarken, kadının malı artarak devam eder, çoğalır..
Erkek evlendikten sonra üzerine aile yükü binecek, kendisinin, çoluk çocuğunun, hatta anne-babası ve muhtaç oldukları takdirde dinen bakmakla mükellef olduğu akrabalarının nafakalarını karşılamak durumunda kalacaktır.
Buna göre biri erkek, diğeri kız iki kardeşten erkeğin aldığı üçte iki miras bu şekilde devamlı surette harcanıp azalırken, kız kardeşinin aldığı üçte bir miras hakkı artarak korunabilmektedir. Şimdi gerçek manada erkek kardeşin mi serveti çoktur, yoksa kız kardeşin mi? Erkeğe mi imtiyaz tanınmış, yoksa kadına mı?
Öyle ki, babasından kalan mirasla geçinemeyecek hâlde bulunan bekar veya dul kız kardeşe, erkek kardeşin yardım etme, zaruri ihtiyaçlarını karşılama mecburiyeti vardır.
Demek ki, İslam her iki cinsin mükellefiyetine ve ihtiyacına göre hakça bir taksimi uygun görmüş, hakkaniyet prensibini muhafaza etmiştir. Erkeğe iki, kadına bir ölçüsü, sadece bir emek sarf etmeden ele geçen miras hukukundadır. Emek sarf edilip kazanılan mala gelince; kadın ve erkek ticaret, tarım, sanayi ve benzeri hangi iş kolunda çalışırsa çalışsın, ücretlerde eşit miktarda alırlar. Aynı şirkete ortak olan kadın-erkek hisselerine göre eşit miktarda kar nispetini hak ederler. Yani ne erkek fazla alır, ne de kadın eksik...
Bediüzzaman Said Nursi bu konunun açıklamasına "Muhakemesiz medeniyet, Kur'an kadına sülüs [üçte bir] verdiği için ayeti tenkit eder." Cümlesiyle başlar ve sosyal hayatta hükümlerin çoğunun eksere göre; olduğu tespitini yaparak şöyle der:
"Ekseriyet itibariyle bir kadın kendini himaye edecek birisini bulur. Erkek ise, ona [kendisine] yük olacak ve nafakasını ona bırakacak birisiyle teşrik-i mesai etmeye [aile ocağı kurmaya] mecbur olur. İşte bu surette bir kadın pederinden yarısını alsa, kocası noksaniyetini temin eder. Erkek, pederinden iki parça alsa, bir parçasını tezevvüç ettiği [evlendiği] kadının idaresine [geçimine] verecek; kız kardeşine müsavi gelir. İşte adalet-i Kur'aniye böyle iktiza eder. Böyle hükmetmiştir."
Meseleye psikolojik açıdan bakıldığı zaman da bu miras taksiminde tam bir hakkaniyet gözetildiği görülür. Şöyle ki, kız çocuğu evlenip çoluk çocuğa karışıp evi barkı ayrı olsa da yine anne-babasının ve erkek kardeşlerinin merhametine, şefkatine ve bir derece himayelerine muhtaçtır. Bundan dolayı akrabalık bağlarının zedelenmemesi için birbirlerine karşı olan sevgi ve muhabbette de bir eksiklik olmamalıdır.
Bediüzzaman'ın ifade ettiği gibi, "O zaife kız pederinden şefkate ve kardeşinden merhamete çok muhtaçtır. Hükm-ü Kur'an'a [Kur'an'ın hükmüne] göre o kız pederinden endişesiz bir şefkat görür."
Miras taksiminde kızın alacağı payı düşünen baba daha ölmeden önce ona olan şefkatinden bir eksilme olmaz ve kızına, "servetinin yarısının yabancıların ellerine geçmesine sebep olacak zararlı bir çocuk" nazarıyla bakmaz, o şefkate endişe ve hiddet karışmaz.
Erkek kardeş için de durum aynıdır. Kız, erkek kardeşinden bir hisse az almakla, yine Bediüzzaman'ın ifadesiyle "Kardeşinden rekabetsiz, hasetsiz bir merhamet ve himaye görür. Kardeşi ona, hanedanımızın yarısını bozacak ve malımızın mühim bir kısmını ellerin eline verecek bir rakip nazarıyla bakmaz..."(Sözler, s. 381)
İşte daha bunlara benzer pek çok hikmetten dolayı İslam hukuku mirasta kadına erkeğe nispetle bir hisse eksik takdir etmiştir.

İslamda neden 4 kadınla evlilik var?


Dört kadınla evlenme konusu üzerine yapılan araştırmalar ve Kur’an-ı Kerim’de bu konuyla ilgili olan Nisa suresinin 3. ayeti ile ilgili yorumlar, İslâm’da çok eşliliğin ne emir ne de tavsiye olduğunu söylüyor. Bu sadece zorunlu şartlar altında tanınan bir ruhsattır. Açıklamak gerekirse; Nisa suresinin 3. ayeti şöyledir: “Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdir de) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır”.

Yani
Dört kadınla evlilik farz veya vacip değildir. Yani bir emir değildir.

Cahiliye döneminde sınırsız kadınla evlenilebiliyordu. İslamiyet gelmeden önce Arap Yarımadasında erkekler, sayı sınırı olmaksızın, istedikleri kadar kadınla evlenebilirlerdi. İşte Kur'an-ı Kerim bu cahiliye âdetine bir sınırlama getirdi; en fazla dörde kadar evlenebileceğini açıkladı. Fakat Allah tek eşliliği tavsiye etmektedir

Cenab-ı Hak,

“... Eğer hanımlarınız arasında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, sadece bir tane ile yetinin...” (Nisa, 4/3)

buyurdu. Yani tavsiye edilen tek eşililik. Buna göre, birden fazla evliliği Kur'an tesis etmedi. Ancak daha önce sınırsız olan adedi sınırlandırdı.

Bu durumda kadınlar arasında adaletin şart olduğu açıklanırken, ruhi temayüllerde eşit davranmanın pek mümkün olmadığına dikkati çekilmiştir:

“Ne kadar isteseniz kadınlar arasında adaletli davramaya güç yetiremezsiniz.” (Nisa, 4/129) ayei ile açıkladı

Bu ayetle de İslam’da tek eşliliğin esas olduğu, birden fazla kadınla evlenmenin istisnai olduğu ortaya çıkmaktadır.

Mesela Giylan ismindeki sahabi Müslüman olduğu zaman on hanımla evli idi. İslamiyeti kabul ettiğinde dörtten fazlasını boşadı. İslamiyet her ne kadar birçok kadınla evlenmeye müsaade etmişse de, bir tek kadınla evlenmeyi esas olarak kabul etmiştir. Birden fazlasına müsaade “ahlaki ve sosyal zaruretler” haline tahsis edilmiştir.

Tarihin her devrinde milletler arasında ortaya çıkan kanlı savaşların acımasız tesiriyle erkek nüfusu azalıp, kadın nüfusu bir kaç misli artar. Böyle bir durumda bir erkeğin bir kaç kadını koruması bir vazife olur. Türkiye, Birinci Dünya, Almanya da İkinci Dünya Savaşından sonra bunu yaşamıştır. Almanya 2.Dünya savaşından sonra islamın 4. Evlilik ruhsatını kanunlarına koymaya çalışmıştır




Erkeğe dört kadınla evli olma hakkı verilmesinin açıklamaları ve nedenleri

1- Erkek dörtten daha fazla sayıda kadınla aynı anda evli olamaz. Bu konuda erkeğe sınır getirilmiştir.

2- Dört kadınla evlilik farz veya vacip değildir. Yani bir emir değildir.

3- Nikah akdi yapılırken kadın evleneceği erkeğin başka bir kadınla evlenmemesi şartını koşma hakkına sahiptir.

4- Birden fazla kadınla evli olan erkeğin sorumluluğu artar. Kadınların hepsine adilce davranmak kolay değildir. Dört kadınla evli olmak günah değildir ancak kadınlara karşı güç yettiği halde adil olmamak, kadınlara haklarını vermemek haramdır. Birden fazla kadınla evli olan bir erkek sık sık kul hakkına girerek cehenneme gidebilir.

İnsanların en hayırlısı Hazreti Muhammed (Sav) şöyle buyurdu:

“İki karısı olup, birini diğerine tercih ederek, birini bırakıp diğerine büsbütün meyleden kimse kıyamet günü vücudunun düşük bir tarafını çekerek veya bir tarafı felçli olarak mahşere gelir.” Ahmed bin Hanbel

Görüldüğü gibi bir Müslüman erkek için emniyetli yol tek kadınla evli olmaktır.

5-  İslam tek bir topluma, tek bir zamana hitap etmez. İslam evrensel bir dindir. Savaş durumlarında ülkelerde kadınların sayısı erkeklerin sayısından çok yüksek olabilmektedir. Kadınların muhafaza edilmesi, tecavüze uğramalarının önlenmesi, geçimlerinin sağlanması ve zinadan kaçınılması için erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi bir zaruret haline gelebilir. Zaten tarihte bu gibi durumlarda kadınların ülke yöneticilerinden erkeklerin birden fazla kadınla evlenmesini talep ettikleri görülmüştür.

6- Evlilikteki en önemli gayelerden biri neslin devamının sağlanmasıdır. Kadınların hamilelik dönemi belli bir müddet sonra sona erer. Erkek yaşlandığı zaman çocuk sahibi olmak istediğinde karısı bunu yapamayacağı için erkek gayrimeşru yolları denemeye çalışabilir. Zinanın önüne geçilmesi için erkeklere birden fazla kadınla evli olma konusunda ruhsat verilmiştir.

7- Erkekler altmış, yetmiş yaşlarında bile cinsel olarak tahrik olabilirler. Kadınların ise bir süre sonra cinsel kudreti zayıflar. Bu nedenle bazı erkeklerin zinaya düşme tehlikesi olabilir. Ayrıca kadınlar erkekler kadar kolay tahrik olmadıkları için cinsel ilişkiye erkeklerden daha az ihtiyaç duyarlar. Kadınların adet günleri vardır ve bu zamanlarda karı koca cinsel ilişkiye giremez. Kocanın bu durumda zinaya düşme tehlikesi olabileceği için de erkeğe birden fazla kadınla evli olma hakkı verilmiştir.

8- Kadının kısır, cinsel ilişkiye giremeyecek derecede hasta veya engelli olması sebebiyle kocası karısından boşanmak isteyebilir veya kocası karısını aldatmaya çalışabilir. Ancak erkek bir başka kadın ile de evlenirse diğer karısından boşanmak zorunda kalmaz ve diğer karısı ile de evliliğini sürdürebilir ve o kadının zor durumda kalması da önlenmiş olunur.

9- Birden fazla kadınla evliliğe izin verilmesi bekar olup cinsel ilişkiye giremeyecek kadar hasta, engelli olan veya kısır olan bir kadın için rahmettir çünkü bu durumdaki kadın da evlenebilir ve kocası tarafından himaye edilebilir.

10- Birden fazla kadınla evliliğe itiraz eden Avrupa’da zinaların, fahişelerin sayısının yüksekliği de gösterir ki; İslam’da birden fazla kadınla evliliğe izin verilmesi insan fıtratına uygun bir hükümdür.

TARİHTE ÇOK EVLİLİK

Eski Mısır Hukuku: Koca bazı şartlar altında birden fazla kadınla evlenebilirdi.

Babil Hukuku: Hamurabi kanunlarına göre, zevce çocuk doğurmazsa veya ağır bir hastalığa tutulursa, koca odalık alabilirdi.

Çin Hukuku: Kocanın serveti müsait olursa, ikinci derecede zevceler alabilirdi. Şu kadarki, bu kadından doğacak çocuklar, birinci ve asıl zevcenin çocukları sayılırdı.

Eski Brehmenler: Vichnou kitabına göre, erkekler bulundukları sınıflara göre bir, iki, üç veya daha fazla kadınla evlenebilirdi. Apastamba kitabında ise, bu konuda tahdit vardı, kadın vazifelerini hakkıyla yerine getirebiliyor ve erkek çocuğu da oluyorsa, koca ikinci bir kadınla evlenemezdi. Manu düsturlarında, bir adam, ilk zevcesini kendi toplumsal seviyesinde seçmesi lazımdı, ikinci zevcesini, daha alt tabakalardan alabilirdi.

Eski İran: Çok evlilik kabul edilmişti.

Roma Hukuku : Odalık almak, kanuni nikah olmaksızın yaşamak vardı.

Kitab-ı Mukaddes : Eski Ahid'de Davud (as)'ın bir çok kadınla evlendiği zikredilir. Eski Ahid'de çok evlilikten bahseden başka yerler de vardır. Müsevilite de çok evlilik vardı.

Yeni Ahid'de (İncil), birden fazla kadınla evlenmeyi yasak eden bir madde yoktur. Ancak tek zevce ile yetinmenin iyi olacağına dair tavsiyeler vardır.

Birden fazla evlenme, Hristiyanlık aleminde XVI. asra kadar normaldi.

İslam'dan önceki Arabistan: Çok evlilik konusunda hiç bir tahdit ve sınır yoktu. Erkek istediği kadar kadınla evlenebildiği gibi, aralarında zevce değişimi bile olurdu.

9 Ağustos 2017 Çarşamba

İslam'da niçin mezhepler var?


Mezhepin sözlük anlamı “gidilen yol, tutulan yol”dur. Mezhepin derleyicisine müctehid , mezhep olarak ortaya çıkardıkları görüşlere ictihad denir. Müctehid olmak kolay bir iş değildir. Kuranı ezbere bilmek ve hadis hafızı olmak ayrıca mantık kıyas gibi ilimleri bilmeyi gerektirir. Örneğin Hanefi mezhebinin derleyicisi İmamı Azam Kuranın 6666 ayetini ezbere mealen ve Arapça olarak bilirdi. Ayrıca 500.000 hadisi ezbere bilirdi. Yani ictihad yapmak için bu kadar bilgiye ihtiyaç var . Müslümanların büyük çoğunluğu, dinin aslî kaynakları olan 6666 ayetlik Kuran-ı Kerim ayetleri ve 1 milyon hadisten hüküm çıkarmaya güç yetiremediği için, “bilmiyorsanız zikir ehline sorunuz” mealindeki ayet-i kerimenin emrine uyarak dinlerini bu kâmil âlimlerden öğrenmişlerdir. Mezhep denildiği zaman İmâm-ı Âzamın kendi çıkardığı bir yol değil, İmâm-ı Âzamın ilim silsilesiyle Abdullah b. Mesud’dan ve onunda Resûl-i Ekrem'den [sallallahu aleyhi vesellem] öğrendikleri yol olduğunu biliyorlardı.

     Peki, çok hadis bilmek veya elimizin altında ciltler dolusu hadis kitabı bulundurmak ictihad etmeye yeterli midir? Hadisleri bize en çok rivayet eden sahabi kimdir? Ebû Hureyre (r.a). Ondan bize gelen hadis sayısı 5300’den fazladır. İslâm hukuk tarihine baktığımızda Ebû Hureyre (r.a), bu kadar hadisi ezbere bilmesine rağmen fakih sahabiler arasında olmadığını, aksine karşılaştığı meseleler hakkında bildiği hadislerdeki muradın ve uygulamanın nasıl olacağını Hz. Ömer, Hz. Ali, Abdullah b. Ömer, Zeyd b. Sâbit ve annelerimizden Hz. Âişe’ye (r.anha) sorduğunu görürüz. İşte sahabenin büyüklerinden Ebû Hüreyre (r.a) bile, “Çok hadis biliyorum, öyleyse çok ictihad ederim” dememiştir.

Mezhepler rahmettir Zira peygamber efendimiz , “Ümmetimin arasında bulunan görüş ayrılıkları bir rahmettir.”  [Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 1/271 ] hadis-i şerifi ile buna işaret buyurmuştur. Örneğin Hanefi mezhebinde vucudan kan akması abdesti bozar. Şafi mezhebinde ise karşı cinse dokunmak abdesti bozar. Bunun çıkış sebebi şudur: Bir gün peygamber efendimizin alnından kan gelmiş eşi bu kanı silmiş. Peygamber efendimiz de abdestim bozuldu deyip yeniden abdest almış. O zaman çevresindeki sahabeler neden abdest aldığını sormamışlar. Peygamber efendimizin vefatından çok sonra bu mesele görüş ayrılıklarına sebep olmuş. Ebu Hanefi bu olayda abdest bozulmasını kan akmasına bağlamış, İmam Şafi ise peygamber efendimize kadın dokundu diye abdestinin bozulduğunu yorumlamış. Eğer her hem kan akması hem karşı cinse dokunmak abdest bozsaydı büyük zorluk olacaktı. Bu bir rahmettir.


        Mezhepler birden bire kurulmuş kurumlar değildir. Mezhepler, imamlarının kendilerinden önceki üstatlarından devraldıkları usul yolunu devam ettiren kimselere nisbet edilen isimlerden başkası değildir. Dolayısıyla Hanefî mezhebi dendiği zaman İmâm-ı Âzam’ın mezhebini anlamaktan ziyade İmâm-ı Âzam ve onun yolunu takip ettiği tâbiîn ve sahabenin mezhebini anlamak gerekir. Çünkü hiçbir müctehid, tâbiîn ve sahabe yolunu asla terk etmemiş, aksine istikametini ve mezhebinin usullerini, izinden gittiği sahâbe-i kirâmın usullerine dayandırmıştır. Zira onlar, hakkında Kur’an ve Sünnette nas olan meselelerde naslardan asla ayrılmamışlar, hakkında nass bulunmayan meselelerde de sahabe ve tâbiîn ictihad usullerine dayanarak, kendilerinden ilim aldıkları hocalarının usûl-i fıkıh metodundan ilerleyerek amel etmişler, ictihadda bulunmuşlardır.



Günümüzde ortaya atılan mezhepsizlik dini bozmaya çalışılan bir harakettir ama Allah Teâlâ ayet-i kerime de şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz o zikri (Kur'an'ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz." (Hicr 15/9)
Yani dini bozamazlar. Daha geniş bilgi için



8 Temmuz 2017 Cumartesi

Annemin dedesi Allah’ın varlığının kanıtıdır çünkü alimler ve şehitler Allah’ın varlığının kanıtıdır.


Annemin dedesi Muhammed Said İslam alimi imiş. Medreselerde ders vermiş.Pek çok islam alimi yetiştirmiş. Vefattından uzun yıllar sonra mezarı yol yapımı için taşınmak istenmiş ve yetkililer mezarın taşınması için oğullarını ve diğer aile efratlarını çağırmış. Mezar açıldığında şok olmuşlar çünkü aradan uzun yıllar geçmesine rağmen cesedi çürümediği gibi tırnakları ve sakalı uzamış bir halde imiş. Ben onun bu halini onun Allah’ın kanıtı olarak görüyorum . Çünkü iki hadis onun bu halini açıklıyor bu hadisler şunlar.

 Evs b. Evs’in bildirdiğine göre peygamberimiz(a.s.m) şöyle buyurmuştur: “Allah peygamberlerin cesetlerini toprağa haram kılmıştır”(Ebu Davud, salat, 207, Nesaî, Cuma, 5).



"Ümmetimin alimleri, İsrâiloğullarının peygamberleri gibidir." (bk. Razi, Tefsir, VIII/302; Neysaburi, Tefsir: I/264; Keşfu’l-Hafa: II/64)



Annemin dedesi İslam alimi olduğu için peygamberler gibi olmuş ve cesedi çürümemiş . Onun bu hali hadislerin doğru olduğu dolayısıyla peygamber efendimizin doğru söylediğinin kanıtı peygamber efendimiz her dediği doğru getirdiği Kuran Allah varlığının kanıtı.


İslamda kadını dövme olayının çarptrılması


Sözlerin en doğrusu Kuran-ı Kerim’dir ve İnsanların en doğru sözlüsü ise Hz.Muhammed (s.a.v.) dir (ammena ve saddakna).

Bu yüzden gerçeklerin doğruların ortaya çıkması için Kuran-ı Kerimin mealini de Kuran-ı Kerime göre yapılması gerektiğine inanıyorum. 

Kadın dövme konusunda izinmiş gibi gösterilen darabe kelimesini kurandan araştrdık.

İslam en çok eleştiri getirilen eş dövmeye izin meali sayılan darabe kelimesinin  geçtiği 4.Nisa Süresi 34. Ayete  Diyanet veya diğer meallerde mealen şöyle geçiyor  .” Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah'ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da "gayb"ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah çok yücedir, çok büyüktür.”

Burada dövün kelimesinin altını çizdim.  Gerçekten  dövün diye tercüme edebilirmiyiz diye  diye  Kuradan http://kuran.diyanet.gov.tr adresindeki arama bölümünden yaralanarak araştırma yaptım. Darabe (ضَرَبُ , واضرب) kelimesi Kuran-ı kerimde tam 24 ayette kullanılmış. Yani Nisa süresi 34.ayetten başka 23 ayette daha kullanılmıştır. Sadece Nisa süresinde dövmek manasında kullanılmıştır.  4 farklı mealden elde edilen sonuca göre 44 adet mana bulunmuştur. Ve bunların sadece birinde vurmak manası vardır. Bu manalar aşağıda verilmiştir.

[Adım atmak, Benzetmek,Damga vurmak, Darbe indirmek, Dolaşmak(gezmek),Emsal anlatmak,Örnek vermek,Fırlatmak,Kapatmak,Uyutmak,İsnat Etmek,Kapatmak, Uyutmak, Karşı çıkmak, Kıyas etmek, Temsil yapmak, Layık görmek, Mesel olarak , Ortaya çıkmak, Mesele darb etmek, Mesele fırlatmak, Mesele yapmak, Mesele yapmak, Misal getirmek, Misal göstermek, Misal olarak anlatmak, Misal olarak ermek,

Misal olarak zikretmek, Misal vermek, Misale yer vermek, Örnek Getirmek, Örnek Göstermek, Oturmak, Perde Koymak, Uykuya daldırmak(ilişkiyi dondurmak dondurmak), Seyahat etmek, Tartışmak, Temsil getirmek , Temsil yapmak, Vurmak

Yakıştırmada bulunmak, Yolculuk etmek, Zillet altında kalmak, Zillet damgası vurmak, Zillet kaplamak.]

Nisa 34. Ayetten başka sadece 1 ayette darabe kelimesi vurmak manasında kullanılmıştır. O da enfal süresi 12. Ayettedir. Bu ayetteki “vurmak” kelimesi meleklere emir olduğu için baskı yapmak manasında olduğunu söyleyen hocalarımız vardır. Kuran ve Ders sitesinde bu konu açıklanmıştır.

Şimdi en önemli sorun şudur: niçin Kehf süresinde kullanıldığı manada kullanılmıyor. Kehf süresindeki manayı kullanmak çok anlamlı geliyor . Çünkü kehf süresinde gençler zamanın ahlak bozukluğundan mağaraya çekilip uyumuşlardı bir nevi toplumla ilişkilerini dondurmuşlardı . Eğer Nisa 34. Ayette bu mana kullarılrsa onarlı dövün yerine onlarla ilişkinizi uyutun ya da dondurun manası verilir ki bu ilişkinin doğru yolu bulması dövmekten daha iyi bir çözüm olacağı açıktır. Çalışma ile ilgili dosya indirilebilir.  Tıklayınız.

İslam insanın insana şiddet uygulamasını men ediyor . Bu açıdan bakıldığında kadına  vurulmasını  hiç istemez. Sonuçta peygamber efendimiz hiçbir hanımını dövmemiştir. Eğer dövme olayı olsaydı Hz. Aişe'ye iftira atıldığında Hz. Aişe'yi döverdi. Halbuki Hz. Aişe ile ilişkisin dondurmuştur. O sırala Hz. Aişe babasının evinde kalıyordu. Peygamber efendimiz hergün gelerek hatırını soruyordu. Bu yüzden Kehf suresindeki gibi darabe kelimesini dondurmak uyutmak manasında kullanmak daha doğru.

Hz.Aişe’nin Evlilik Yaşı kaçtır?


Dinsizler peygamber efendimizin Hz. Aişe ile 9 yaşında evlendiğini öne sürüp bunu sapıklık olarak gösterip peygamberimize hakaret ediyorlar. Bu yüzden bu konuyu araştırdım. Hz. Aişe’nin evlendiğinde 18 yaşında olduğunu üç kantıa dayanarak  gördüm.

1.Hz. Esma Hz Aişe’nin 10 yaş büyük ablasıdır. Onun biyografisinden Hz. Aişe’nin evlilik yaşı çıkıyor. Hicretin 73. Senesinde 100 yaşında iken Hz. Esma vefat etmiştir. Yani hicrette 27 yaşındadır. Peygamber efendimiz Hz. Aişe ile Hicretin 8.ayında evlenmiştir. Bu yüzden hz.Aişe peygamberimizle evlendiğinde 18 yaşındadır.

2. Hz. Aişe validemiz yıllar sonra Mekke’nin ilk dönemlerinde inen bir sure olan, Kıyamet Suresi’nin iniş zamanı sorulduğu zaman: “Ben Mekke’de sokaklarda oynayan bir çocuk iken Kıyamet saatinin dehşetini anlatan şu ayetler (Kamer Sûresi, 54/46) nazil oldu.” diye cevap vermesi, onun yaşını tespit etmek açısından önemli bir işarettir. Bu sure nübüvvetin 3. veya 4. yılında nazil olduğuna göre, Hz. Aişe validemizin oyun oynayacak ve bu sureyi aklında tutacak bir yaşta olması gerektiği de dikkate alınırsa; o günlerde en az 6–7 yaşlarında olması gerekecektir. Hz. Aişe’nin Efendimiz (sav) ile evliliği nübüvvetin 13. yılında gerçekleşmiştir. Buna göre demek ki bu evlilik Kamer Suresi’nin nâzil olmasından yaklaşık 10 yıl sonra olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Durum böyle olunca da  Hz. Aişe validemizin evlendiği zaman yaşının en az 17 ya da 18 olduğu anlaşılır.Nübüvetin 13 yılı hicretin 8 .ayı ile örtüşmektedir.

3.Cahiliye devrinde Araplar kızları adet gördüğünde tören yapar ve kızlarının yaşlarını bu yaştan itibaren sayarlardı . Bu yüzden Hz. Aişe’nin 9 yaşında evlendiği iddiasını, “9 yıldır ay hali görüyordu” şeklinde anlamak gerekir. 9 yıldır ay hali görmesi ve bir 9 yılda çocukluk dönemini dikkate alınca, Hz. Aişe validemiz evlendiğinde 18 yaşlarında bir genç kız olduğu anlaşılır.

kaynak: http://www.webbilge.net/hz-aise-annemizin-evlilik-yasi-kactir/#ixzz4mFrHSS6L

Sonuç olarak peygamber efendimiz Hz.Aişe ile ruhsal ve bedensel olgunluğa eriştiği bir yaşta evlenmiştir.

2 Kasım 2016 Çarşamba

Hadislere neden ve nasıl uymalıyız? Uydurma hadisi nasıl ayırt edeceğiz?




“De ki: Allah’a ve Rasulüne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.”   (Al-i İmran suresi 32.ayet)    Rasullaha uymak farzdır. Rasullah’ın ne yaptığını hadislerden öğreniyoruz. Medreselerde bazı üniversitelerde hadis uzmanları var. Bir hadisin uyduruma olup olmadığı ravisine göre değerlendirilir. Ravilerinde yalancı ravi varsa zayıf hadis denir. Hadislerin sahih olup olmadığını uzmanlarından öğreniyoruz  ve hadislere inanıyoruz. Uzman bulamasak hadisin Kurana uygun olup olmadığına bakarız. Kurana ters hadis uydurmadır. Ama Kuran'a ters düşmeyen hadislere inanmalıyız.



Peygambere itaatla ilgili diğer ayetler:

1. “Allah'a ve Resûl'üne itaat edin ki rahmete kavuşturulasınız.” (Ali imran 132.ayet)

2. “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Peygamber'e ve sizden olan ülülemre (idarecilere) de itaat edin. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah'a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah'a ve Resûl'e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” (Nisa suresi 59.ayet)

3.” Allah'a itaat edin, Resûle de itaat edin ve (kötülüklerden) sakının. Eğer (itaatten) yüz çevirirseniz bilin ki Resûlümüzün vazifesi apaçık duyurmak ve bildirmektir.” (Maide 92.ayet)

4.”Sana savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah ve Peygamber'e aittir. O halde siz (gerçek) müminler iseniz Allah'tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resûlüne itaat edin.”    (Enfal suresi 1.ayet)

5. “Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlüne itaat edin, işittiğiniz halde O'ndan yüz çevirmeyin.”(Enfal 20.ayet)

6. “Allah ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir. “  (Enfal 46.ayet)



7. “De ki: Allah'a itaat edin; Peygamber'e de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, Peygamber'in sorumluluğu kendisine yüklenen (tebliğ görevini yapmak), sizin sorumluluğunuz da size yüklenen (görevleri yerine getirmeniz)dir. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz. Peygamber'e düşen, sadece açık-seçik duyurmaktır.” (Nur suresi 54.ayet)

8.” Namazı kılın; zekâtı verin; Peygamber'e itaat edin ki merhamet göresiniz”(Nur suresi 56.ayet). 



9. “Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.” (Şuara suresi 108.ayet)

10. “Onun için, Allah'tan korkun ve bana itaat edin. “. (Şuara suresi 110.ayet)

11. “Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.” (Şuara suresi 126.ayet)

12. “Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.” . (Şuara suresi 131.ayet)   

13. “Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.” . (Şuara suresi 144.ayet)  

14. “Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.” . (Şuara suresi 150.ayet)   

15. “Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.” (Şuara suresi 163.ayet)

16.” Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin”(Şuara suresi 179.ayet).    

17. “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın.” 

 (Muhammed suresi 33.ayet) 

18. “Gizli bir şey konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza ve Allah da sizi affettiğine göre artık namazı kılın, zekâtı verin Allah'a ve Resûlüne itaat edin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”  (Mücadele suresi 13.ayet)

19. “Allah'a itaat edin, Peygamber'e de itaat edin. Yüz çevirirseniz bilin ki, elçimize düşen apaçık bir duyurmadır.” (Teğabün suresi 12.ayet)

20.“Peygamber size neyi verirse onu alın. Size ne yasakladıysa ondan da sakının.”   (Haşr: 7)

21.“Peygamber iyiliği emreder, kötülükten men eder, temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar.”   (A’raf: 157)


1 Kasım 2016 Salı

Tevrat ve İncil’in bozulduğu Kuran’a göre İspatlanabilir mi?

Evet ispatlanır. “Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî Peygamber'e uyanlar (var ya), işte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O Peygamber'e inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nûr'a (Kur'an'a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır. “  

 (Araf süresi 157.ayet) ayetinden anlayacağımız gibi bozulmamış İncil ve Tevrat Hz.Muhammed’ten bahsediyordu. Oysa günümüzdeki Tevrat ve İncil’de Hz.Muhammed’ten bahseden bölümler çıkarılmıştır.

Tevratı yahudiler Hz. Muhammed zamanında tahrif edilmiştir. Bunuda

” Onlardan sonra hayırsız bir nesil geldi ki bunlar kitaba (Tevrat'a) vâris oldular, ama âyetleri tahrif etme karşılığında şu değersiz dünya metâını alıp "Nasılsa affa nail oluruz!" düşüncesiyle hareket ettiler. Af umarken bile, öbür yandan yine gayr-ı meşrû bir metâ, bir rüşvet zuhûr etse, onu da alırlar. Peki onlardan, Allah hakkında gerçek olandan başka bir şey söylemeyeceklerine dair kitapta mevcut hükümler uyarınca söz alınmamış mıydı? Ve kitabın içindekileri ders edinip okumamışlar mıydı? Halbuki ebedî âhiret yurdu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için elbette daha hayırlıdır. Hâla aklınızı başınıza almayacak mısınız? “(Araf suresi 169.ayet) Bu ayetle Yahudilerin peygamber efendimiz peygamberliğini ilan ettikten sonra değiştiğini anlıyoruz. Çünkü Kuranın indirilme sırasına göre önce önce 157.ayet inmiş sonra 169.ayet inmiştir.

Diğer kitapların tahrif edildiğini hangi ayetlerden anlarız?
Bakara suresi…
75. Şimdi (ey müminler!) onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa ki onlardan bir zümre, Allah’ın kelâmını işitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi.
79. Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için “Bu Allah katındandır” diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların!
211. İsrailoğullarına sor ki kendilerine nice apaçık mucizeler verdik. Kim mucizeler kendisine geldikten sonra Allah’ın nimetini (âyetlerini) değiştirirse bilsin ki Allah’ın azabı şiddetlidir.

22 Ekim 2016 Cumartesi

Bu zamanda evliya yani Allah dostları var mı?




Veli dost demektir. Evliyaullah Allah dostları manasına gelir. Kuran-ı Kerim de Yunus suresi 62-64 de Allah dostlarından şöyle bahsedilmiştir. “Bilesiniz ki, Allah'ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de. ﴾62﴿

Onlar iman etmiş ve Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlardır. ﴾63﴿

Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjde vardır. Allah'ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. İşte bu büyük başarıdır. ﴾64﴿

Yani Kuranda Allah dostlarının varlığından bahsedildiğine göre Allah dostu yani evliyaullah yok demek kuranı inkar olacağından küfürdür. Allah dostları vardır ve kıyamete kadar Allah dostu olacaktır. Üç türlü Allah dostu vardır. 1.Kendisinin Allah dostu olduğunu bilenler  2. Kendisinin ve halkın Allah dostu olduğunu bilmeyenler 3.Kendisin Allah dostu olduğunu bilmeyipte halkın Allah dostu olduğu bilinenler.

Mesele kimin Allah dostu olup olmadığını nasıl anlayacağımızda başlıyor. Allah dostuluğunun alameti kişinin kuran ve sünnete uymasıdır. Allah dostu olduğu söylenen kimsede Kuran ve sünnete aykırı bir şey görmezsiniz. Allah dostunu inkar edenlerin çoğunluğu küfür üzere ölür. Bu yüzden birinin Allah dostu olduğu söyleniyorsa ya da birisi Allah dostu olduğunu söylüyorsa o kişiyi sünnet ve Kurana aykırı hareketini görmeden inkar etmemeliyiz. Eğer birinin Allah dostu olup olmadığını anlamak istiyorsak o insanın sünnete ve Kurana uyup uymadığını kontrol etmemiz gerekir. Kontrolün en etkilisi o kişinin hizmetinde bulunmaktır. Çünkü hizmetçi efendisinin her halini görür.



Bazı Allah dostlarının harkularde haller denilen kerametleri olur. Hem her harkularda hali olan Allah dostu değildir. Kafirde harkularde hal olursa buna istidraç denir. Deniz üzerinde yürümek hava da uçmak bu harkularde hallere örnektir. Evliyaullah kerametinin bilinmesini isditraç olabilir korkusuya görülmesini istemez. Allah bizi evliyaullah münkiri olmaktan korusun.

29 Mart 2015 Pazar

ASP.NET le Facebookla Bağlanmak İçin Uygulama Oluşturma

Önce www.degersigorta.net için facebook api oluşturacağız
Adım 1
Faceebook a giriş yaptıktan sonra https://developers.facebook.com/  adresine gidiyoruz. aşağıdaki görselde okla  ile işaretlediğimiz yere My Apps "Register as a Developer" a tıklayın. Ve developer olark kedinizi kaydettirin.


Adım 2
My Apps tan “Add  a New Apps” tıklayın. Ve “Facebook Canvas” seçin.


Adım 3
Uygulamanın çalışacağı sitenin adını yazın.  "Create New Facebook App ID " butonuna tıklayın.


Adım 5
Kategoriyi seçip “Create App ID” butonuna tıklayın.


Adım 6
Sitenizin Secure URL sini girip “İleri” butonuna tıklayın






Adım 7
Okla İşaretli yere tıklayın. Docs sayfası açılacaktır.


Adım 8
MyApss tan uygulamamızı seçiyoruz.



Adım 9
App ID mizi ve App Secret imizi bir yere not ediyoruz. Show abasarak App Secretimizi görebiliriz. Çünkü bunu web.config için de kullanacağız


Adım 10
Settingslerden oklu yerlere sitemizin ismini ve Contact mailimizi ekliyoruz. Save changes butonuna tıklıyoruz.


Adım 11
Son olarak sol tarafta bulunan "Status ve Reviews" dan  oklu işaretlediğimiz kısımı tıklayıp “Yes” diyoruz. Böylelikle uygulamayı live yapmış oluyoruz.





Uygulama kullanmaya hazır.


Kodları indirmek için tıklayın ve eğer using facebook.dll tanımıyorsa aşağıdaki nugetlere tıklayıp buradan facebook.dll in gelmesini sağlayın


Sonra kodlardan web.config i açıp value değerlerini girin. Denem yapacağınız domaininiz mutlaka olsun zira domain olarak  localhost u kabul etmiyor. Domine kodlarınızı yükledikten sonra denemenizi yapın. Kodları indirmek için tıklayınız.

<appSettings>
    <add key ="FacebookAppID" value = "FacebookAppIDburayakopyalayın"/>
    <add key ="FacebookAppSecret" value = "FacebookAppSecretburayakopyalayın"/>
    <add key ="redirectUrl" value = "http://domainadınız.com/FacebookConnect.aspx"/>
  </appSettings>l

25 Mart 2014 Salı

Easy Backuping Program with WinZip in Delphi

After a long time I’m writing again.  I think this program will be useful for Delphi  programmers. Logic of program very easy .




 In orginal program I used  Directoryedit component which is in the rx library, but for nonusers rx library  I wrote it with standard Delphi component .

Program algorithm based on calling WinZip with the basic parameters.
The codes are as follows .

procedure TForm1.BitBtn3Click(Sender: TObject);
var
PrgParamli:String;
ii:Integer;
begin
PrgParamli:='-a -p -r "'+ EditSave.Text + ComboBox1.Text+EditDate.Text+'.zip" ';
   for ii:=0 to GroupBox1.ControlCount -1
       do begin
        if (GroupBox1.Controls[ii] is TCheckBox) then
            begin
              if TCheckBox(GroupBox1.Controls[ii]).Checked then
                PrgParamli:=PrgParamli+'"'+EditBackUp.Text+'\'+TCheckBox(GroupBox1.Controls[ii]).Caption+'"';
            end;
      end;

ShellExecute(Handle,'open',PWideChar(EditWinZip.Text),PChar(PrgParamli), nil,SW_SHOW);
end;


Delphi’de Winzip ile Kolay Yedekleme Programı

Uzun bir aradan sonra yeniden arkadaşların hatırlatması ile yazıyorum. Yazımın programlarını yedeklemeye üşenen Delphi Programcıları için faydalı olacağını düşünüyorum .:)  .Programın orjnalinde klasör isimlerini almak için rx kütüphanesinin directoryedit componentini kullanmıştım. Fakat rx kullanmayanlar olabilir diye programı standart Delphi componentleri ile yazdım.





Programın temeli winzipi parametreleri ile çağırıp işaretli dosyaları yedeklemeye dayanıyor. Aslında winrarın parametrelerini bilenler bunu winrara da uygulayabilir.

Kodlar aşağıdaki gibidir.


procedure TForm1.BitBtn3Click(Sender: TObject);
var
PrgParamli:String;
ii:Integer;
begin
PrgParamli:='-a -p -r "'+ EditKayitKlasoru.Text + ComboBox1.Text+EditDate.Text+'.zip" ';
   for ii:=0 to GroupBox1.ControlCount -1
       do begin
        if (GroupBox1.Controls[ii] is TCheckBox) then
            begin
              if TCheckBox(GroupBox1.Controls[ii]).Checked then
                PrgParamli:=PrgParamli+'"'+EditYedeklenenKlasor.Text+'\'+TCheckBox(GroupBox1.Controls[ii]).Caption+'"';
            end;
      end;

ShellExecute(Handle,'open',PWideChar(EditWinZip.Text),PChar(PrgParamli), nil,SW_SHOW);
end;
ShellExecute(Handle,'open',PWideChar(EditWinZip.Text),PChar(PrgParamli), nil,SW_SHOW);



 Programı indirin.

ALLAH GÜZEL İSİMLERİ(ESMAÜL HÜSNA) VE KAİNAT VE KORONA VİRÜSÜNÜN HAYIRLI TARAFLARI

Kuranı kerimde Bakara 180 de"En güzel isimler Allah’ındır; bu güzel isimlerle O’na dua edin, O’nun isimleri hakkında doğru inançtan sap...